23 Ocak 2020 Perşembe

SONUÇSUZ BİR GİRİŞ ve GELİŞME

MERHABA, HERKES?

Öyle ya da böyle hepimiz ortak bir kaygıyı taşıyoruz içimizde. Çoğu insanın farkında bile olmadığı, farkında olanların kendine itiraf etmekten çekindiği, kendine itiraf edenlerin ise elinden bir şey gelmeyen bir kaygıdan bahsediyorum. Hepimiz biraz biraz aşinayız bu kaygıya emin olun. Bazen attığımız bir kahkahada gösteriyoruz onu, bazen gözümüzden düşen bir damlada, bazense suskunluğumuzda. Sanırım en çok da suskunluğumuzda. Ne diyor bu kız, diyeceksiniz şimdi ve haklısınız. Sanırım ben de bu kaygıyı bazen kurduğum cümlelerle gösteriyorum. Kurduğum, bu çok anlamlı zannettiğim ama aslında insanı biraz boğan ve uzun süre okuyunca anlamsız gelen cümlelerle. 
Soğuk bir ocak gecesi, saat 4'e yaklaşıyor, arka planda bir müzik çalıyor ve şöyle diyor 'Kim susturacak kalbimin sesini?'. Evet, sanırım ben kalbimin sesini susturamadığım için artık yazmayı ve bir şeyler paylaşmayı seçiyorum. Bunları kaç kişiyle paylaştığımın bir önemi yok. Bazen içinde kopan o tüm soyut fırtınalar, defalarca düşülen boşluklar, duyulmayan çığlıklar yazıya dökülüp somut bir hal aldığında sana yetiyor. İnsan çoğu zaman görmeye, dokunmaya, hissetmeye ihtiyaç duyuyor; hatta söz konusu kendi düşünceleriyse o somutluğa muhtaç hissediyor kendini.
İnsanlar fark edilmek ister, bizim ortak kaygımız budur işte. Karanlıklarda bile görülmek isteriz, gürültüde sessizliğimizle bile duyulmak isteriz, ellerimiz yoktur belki ama yine de biri elimizden tutsun isteriz. Aksini düşünüyorsunuz belki, benim kimseye ihtiyacım yok diyorsunuz. Dediğim gibi çoğu farkında değil, farkında olanlar kendine itiraf edemiyor ve itiraf edenlerin de elinden bir şey gelmiyor.
Kimi ihtişamı ve gürültülü ayak sesleriyle geçer bu dünyadan. Kocaman ayak izleri bırakır; kocaman bir tarih, belki bir buluş, ruhlara dokunan bir şarkı, ölümsüz bir eser bırakarak geçer işte bazıları. Bazıları ise ayak uçlarında yürüyerek geçer bu dünyadan. Öyle sessiz, naif ve hatta biraz da mahcup. Bu dünyaya ne katarsam katayım parmak uçlarımda yürüyerek geçip gitmek isterim. Kendimce fark edilmek isterim, sevilmek, sevişmek, bolca fotoğraf çekmek ve kocaman kahkahalar atmak, düştüğüm yerden kalkmak ve çok güzel hatalarım var diyebilmek. Kendimi tanımak isterim her şeyden önce. İnsanın kendini tanıma süreci mezara kadar devam eder ve çok az insan bu dünyadan kendi varlığının farkında bir şekilde ayrılır. 
Size 'Merhaba, herkes?' diyeceğim. Çünkü her ne kadar şu an bu satırları yazmamın birinci nedeni bu olmasa da birilerinin okuması hoşuma gider. Siz şu an benim için herkessiniz ama aynı zamanda da kocaman bir soru işareti. Sahiden kaçınız okuyor bu satırları, yani gerçekten kaçınız okuyor? Kim birbirini görmeye, duymaya ve anlamaya çabalıyor? Ben bu bloğa hayattan aldığım ve hayata verdiğim her şeyi yazmayacağım belki ama sadece beni kendi gözümde bile görünür kılan şeyleri paylaşacağım çünkü en saf eylemlerin bile amacı bir miktar görünür olabilmektir. Belki bir şeyler katmak amacım ya da belki sadece yazmış olmak. 
Her zaman böyle melankolik ya da sorgulayıcı olmayacağım ama olduğum zamanlar da olacak ve o zamanlar en çıplak olduğum anları okuyacaksınız. Ya da belki bu satırlar ölen insanın kaybolan, okunmayan ve hatırlanmayan satırları gibi yok olup gidecek. Ama en azından yaşarken ölüyor olmayacağım. 
Bu hayatı seviyorum. Yeni müzik grupları keşfetmeyi, biriyle flörtleşmeyi, burnuma tanıdık kokular gelince gülümsemeyi, yağmurdan kaçarken aslında ıslanmaktan keyif almayı seviyorum. 'Çekmeyin çok çirkin çıkıyorum' desem de her fotoğrafta aynı kocaman ve umut dolu gülüşle poz vermeyi seviyorum. Bilimi, sanatı, felsefeyi, hayvanları, kendini keşfetmeyi ve güzel kalabilmeyi, kendin kalabilmeyi, çok araştırmayı, çok öğrenmeyi ve sonra ben hiçbir şey bilmiyorum demeyi seviyorum. 
Merhaba, herkes. Ben Lili, ve bu benim küçük saklı cennetim. Sizi cennetime alıyorum ve ortada yediğinizde cezalandırılacağınız bir yasak meyve yok. Burada sadece tutkular var. Eğer tutkunuz o yasak meyveyi yemekse, YİYİN! Adem zamanında yememiş olsaydı ben şu an size bu satırları yazamıyor olacaktım. Bazen en büyük zevkler en büyük günahlardan ve yasaklardan doğuyor. Kendinize iyi bakın, ben buralarda olacağım.(Bu arada Adem ve Havva mı? Çok inandığım söylenemez.)
Elveda, herkes?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

SONUÇSUZ BİR GİRİŞ ve GELİŞME

MERHABA, HERKES? Öyle ya da böyle hepimiz ortak bir kaygıyı taşıyoruz içimizde. Çoğu insanın farkında bile olmadığı, farkında olanların k...